23 Eylül 2009 Çarşamba

kargadan kus olmaz

Kartallar,kargalar= pis kuslar
Dört türü varmıs bu kusların; kırsal kesimde ekin kargası ve kuzgunlar ,sehirde ise; acık gri ve siyah kargalar…
Türkiye’de kus bilimi arastirmaları yapılmıyor maalesef biliyorum bir kus sever olarak ama ben kusbilimci olsam bu pis kuslara zamanımı harcamazdım. İsin diğer yani kargalar zekilikleriyle ve uzun yıllar yasam surmeleri (Ekin kargası maksimum 23 ,les kargası maksimum 17 kuzgun ise maksimum 69 yıl yasıyormus) nedeniyle pek popüler durumdalar-peh! Benim en fazla 15 yıl yasar dedikleri, kimine gore brezilyalı kimine gore fenerbahceli –cok sevimli ve geveze kusumun bunlardan ne eksiği var diyorum bazen ama karga iste…hem pis hem afacan hem de bas belası…
Gecen gun gazetelerin birinde bir arastırma yayınlandı “kargalar artık sehirli oldu” baslıklı… Taa Stanfordlarda kusları inceleyen biyoloji bolumu öğretim üyesi Dr.Cagan Sekercioglu ayrıntılarıyla yanıt vermis kendisine yoneltilen sorulara, okudukca kargalardan bir kez daha tiksindim. Meraklısı 19 Eylul tarihli haberturk gazetesini okuyabilir.
Arastirmada en cok dikkatimi ceken nokta ise, kargalarla aramda bir benzerlik bulmam oldu. Kargalar da benim gibi guneslenmeyi, acık havada oyun oynamayı cok seviyorlarmıs. Yalan soyleyip birbirini aldatan kargalar da varmıs, hiç sasırmadım dogrusu bu kuslardan hersey beklenir…
Bazen dusunmuyorum degil, annem fena kızıyor bana boyle soyleyince ama ne yapayım, kökünü türünü yok edesim geliyor bu kusların. Oklahama’da 1940’lı yıllarda 3.8 milyon karga dinamitle yok edilmiş- keske ulkemizde de boyle yapılsa diyorum… Kendimi de kınıyorum aslında- kus seversen her kusa sahip cıkacaksın-türünü tüketmeyeceksin diyorum iste ama elimde degil- kargadan kus olmaz ben bunu bilirim.

yalnızlık ve arıza halleri

Bazen yalnızlık cagırır beni… Radyo,tv,gazete dergi hepsi dusman gibi durur bana ben de uzaktan bakarım onlara… Aslında bakmam, dinlemem yada okumam, ya gunlerce uyumak yada uzaklara cekip gitmek vardır aklımda. Bu devirde “uzak” diye birsey var mı insan aklına gitmeyi koydukan sonra onu da bilemiyorum…
Bir tek telefonu fisten cekmeyi ogrenemedim ama…Hep acık tutarım. Gunlerdir epostasına yanıt vermediğim insan yok gibidir, bazen bu durum rahatsız eder beni, her zaman ulasılabilme gercegi … Ama dusunemem,epostasına yanıt vermediklerim acık telefonumdan bana ulasamaz mı sanki? Ulasır pekala ve ulastı da…
Ama ben her defasında aynı seyi yaptım- telefonumu acık bıraktım, gunlerce internette vakit gecirmedim ama üc gun sonunda sanki 3 aydır dünya ile iletisimden kendimi yoksun etmiscesine fazla mesai harcadım bunların hepsine… sayfa sayfa satır satır okudum dergileri gazeteleri, isime yarayacagını dusundugum yada begendiğim yazıları kestim- notlar aldım- renkli kalemlerle isaretledim.- o üc gunluk yalnızlıgın acısını cıkardım- yada belki arayı telafi ettim. Yabancı gazeteleri de okudum, bu gazetelerin eklerinde ve hatta bulmacalarında bile gezindim- yalnızlıgın yada izole yasam surmenin bende uzun sürmediğini, hatta tam tersine bunların beni yasama bagladıgını anladım ve ileri gittim; ortaya yapay bir konu yazıp –bunu sanal ortamda arkadaslarımla, daha dogrusu beni , dusunen yazan yanımla seven arkadaslrımla paylasmayıp, forum ortamı yaratmayacaksam- yasamayayım daha iyi bile dedim. : )
Arızanın anatomisi adında bir kitap yayınlanmıs, gecen gun kitapcıda soyle bir inceledim , ayakustu de olsa “ ne kadar arızasınız” testini cozdum : ) Sonucta, arasıra arıza olabilen cinsten oldugum çıktı – aslında en saglıklısıymıs- kim karar veriyorsa boyle seylere… O zaman da fark ettim ne zaman ben yazmıyorum, o zaman anlayın ki yalnızlık beni cagırmıs ve ben arıza moduna gecmisim…J